TÜRKIYE

Actualité en Turquie
 
AccueilCalendrierGalerieFAQRechercherS'enregistrerMembresGroupesConnexion

Partagez | 
 

 Duzce 81

Aller en bas 
AuteurMessage
YELIZ
Admin
avatar

Nombre de messages : 269
Date d'inscription : 07/03/2007

MessageSujet: Duzce 81   Sam 14 Avr - 19:16


Düzce Tarihi

Düzce'nin tarihi 14. yy'dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy' a kadar dayanmaktadır. Konuralp'in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti'nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda 'Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)'dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi.
Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda ' Prusias ad Hypium' olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395'de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.

Osman Gazi'nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias'ını fethetti.

Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir.

14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir. Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.

16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır.

18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.

Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir.

14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir. Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.

16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır.

18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.

Abdüllaziz ve Abdülmecit döneminde, Kafkasya'dan, Doğu Karadeniz'den, Doğu Anadolu'dan ve Rumeli'den gelen göçmenler Düzce'nin nüfusunun artmasında ve şehrin büyümesinde önemli rol oynamışlardır. Hükümet yeni gelenlere ücretsiz toprak sağlamıştır. Düzce'ye göç eden Türkler; Çerkez, Abhaz, Laz, Gürcü, Ordulu, Hemşinli, Batumlu, Hopalı, Tatar, Boşnak, Arnavut ve Bulgaristanlı…gibi geldikleri yerlerin isimleri ile anılmışlardır.

Düzce'nin arzetmeye başladığı ticari önem karşısında Rum ve Ermenilerinde şehre yerleşmesiyle birlikte renkli bir sosyal yapı ortaya çıkmıştır.

2. Abdülhamit döneminde Düzce'ye bağlı 137 köy vardı ve 6618 hane ile 36.088 nüfus yaşıyordu.

1869 yılına kadar Düzce nahiye olarak Göynük'e bağlıydı. 1870 yılında kaza oldu ve Kastamonu vilayetinin Bolu Sancağı'na bağlandı.

Düzce'de yaşayan Abhazların ileri gelenlerinden Elbuz Bey ailesinden Behice Hanım saraya giderek 2. Abdulhamit'le evlendi.

1915 yılında hükümetin emriyle Düzce'deki Ermeni Mahallesi (İcadiye Mahallesi) boşaltıldı.

30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Fransız askerleri komşu kazalara kadar çıkartma yaptılar. Bu dönemde Bulgaristan göçmeni Nuri Bey, Düzce Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurdu.

Milli Mücadele döneminde Düzce'de haraketli askeri ve siyasi gelişmeler yaşandı.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Düzce ilçesi Bolu vilayetine bağlandı. Düzce'nin ilk Kaymakamı Midhad Kemal Bey'dir.

Cumhuriyet dönemi boyunca, Düzce sanayi ve ticari alanda sürekli bir gelişme ve büyüme yaşadı. Düzce’nin güçlü ekonomik yapısının yanında sosyal faaaliyetler alanında sürekli bir hareketlilik yaşanmaktadır. Bu özellikleri itibariyle Düzce tarih sayfasına 1950’den itibaren “İL” olarak geçme isteğinde bulunmuştur.

Düzce 1944 Düzce Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi ve 17 Ağustos Körfez Depremlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. 12 Kasım Düzce Depremi ise şehri yerle bir etmiştir.

Deprem yaralarının daha kolay ve hızlı sarılabilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu kararınca Düzce “Türkiye’nin 81. İLİ” olmuştur.

Düzce İli Genel Bilgi

Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Düzce’nin kuzeyinde Akçakoca, kuzeydoğusunda Yığılca, kuzeybatısında Çilimli ve Cumayeri, batısında Gümüşova ile güneydoğusunda Gölkaya ilçesi bulunmaktadır.Düzce, Bolu ili topraklarının batı ve kuzeyinde, Sakarya ilinin doğusunda ve Zonguldak İlinin güneybatısında yer alır. Kuzeyinde Karadeniz ile sınırdır. Diğer illerle sınırlarını tabii sınırlar oluşturur. Bu sınırlar kuzeybatıda Sakarya ile Melen Çayı, batı ve güneyde dağların üst kısımları oluşturur. İli çeviren dağların ortasında Düzce Ovası yer alır. Düzce Ovasını Büyük ve Küçük Melen çayları, Aksu ve Uğur Suyu sulamaktadır. Efteni Gölü’nün (Melen) kuzeybatısından çıkan Büyük Melen Çayı kuzeyde Karadeniz’e dökülür. Babadağı’nın eteklerinden kaynaklanarak batıya doğru akan Küçük Melen Çayı Efteni Gölü’nü besler. Küçük Melen’in üzerinde Hasanlar Barajı kurulmuştur. Hasanlar Baraj Gölü de ilin en büyük gölüdür. Deniz seviyesinden yüksekliği 160 m. olan Düzce’nin yüzölçümü 2.593 km2 olup, toplam nüfusu 314.266’dır.

Düzce’nin jeolojik yapısı, I. Jeolojik (paleozoik) zamanda oluşmuş arazi üzerinde II. Jeolojik (Mezozoik) zamanda biriken tortulların III. Jeolojik (Tersiyer) dönem başlarında, Alp - Himalaya kıvrımları oluşurken ortaya çıkmıştır. Zamanın ortalarındaki aşınmadan sonra bütün halinde tekrar yükselmiştir. Bu yükselme esnasında Kuzey Anadolu Fay Hattı oluşmuştur. Bu hat Düzce ovasının güneyinden geçmektedir.

İlin ekonomisi, tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Düzce Ovasında çeşitli ürünler yetiştirilmektedir. Belli başlı yetiştirilen ürünler; şeker pancarı, patates, buğday, mısır, soğan, fındık, elma ve armuttur. Sanayi bitki ürünleri de son yıllarda artmıştır. Eski yıllarda tarımın temelini oluşturan, kendine özgü kokusu olan ve nikotin oranının düşüklüğü ile ünlü Düzce tütünü önemlidir. Hayvancılık ilde önemli bir yer tutmakta olup, büyükbaş hayvancılık, koyun, keçi ve özellikle kıvırcık koyunu yetiştirilmektedir.

Düzce’nin tarihi ile ilgili bilgiler veren kaynak Konuralp’tir. Düzce’nin 7 km. kuzeyindeki Konuralp’in kuruluşunun Helenistik Çağ öncesine dayandığı bilinmektedir. Kieros, Bthynia Kralı I.Prousias yöreyi ele geçirdikten sonra Prousias adını almıştır. Romalılar döneminde, bu isimle anılan diğer kentlerden ayırmak için adına ad Hypium eklenmiştir. Prousias ad Hypium, Hypios’daki Prousias demektir. Hypios, o yöredeki Melen Suyu’nun İlkçağ’daki adıdır. Kentin II.yüzyılda geliştiği ve surlarının dışına kadar yayıldığı günümüze gelebilen kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Konuralp ve çevresinde Antik Dönemden kalma çok sayıda eser bulunmuştur. Bunlar arasında bronzdan ve pişmiş topraktan kandiller, sikkeler, yüzük taşları, heykelcikler, ünlü Milo Venüs’ünün benzeri bir heykelcik sayılabilir. Bu buluntuların en ilginçlerinden biri Tepecik yöresindeki mezarlıkta bulunan I.yüzyıla tarihlendirilen büyük mermer lahittir. Buluntuların en önemlisi kentin koruyucu tanrıçası Tyche’nin II.yüzyıldan kalma 2,60 m boyundaki heykelidir. Bunların yanı sıra, III.yüzyıldan kalma mermer bir çocuk başı, Sophocles biçimi giyimli bir erkek heykeli sayılabilir. Bu yapıtların bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde, bir bölümü de Üskübü Müzesi’nde sergilenmektedir. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren Bithynia Devleti’nin önemli şehirlerinden birisiydi. Kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, ardından Roma hakimiyetine geçmiştir.

Osman Gazi’nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini 1321-1323’te Bizans tekfurları ile yapmış oldukları savaşlar sonrasında Osmanlı topraklarına katmıştır. XIV.yüzyıldan sonra bölgeye Konuralp ili veya Konrapa denilmiştir. Bolu’nun fethinden sonra da Düzce, Bolu sancağına bağlı bir nahiye olmuştur. XVI.yüzyılın ikinci yarısında Düzce, çevredeki köylerin Pazar yeri konumuna gelmiş ve buraya Düzce Pazarı denilmiştir.

Ormanlık bir bölgede bulunuşundan ötürü, Osmanlı donanmasının kereste gereksinimi Düzce’den sağlanmış, Anadolu ile İstanbul’un ulaşım yolu üzerinde bulunuşundan dolayı önemi daha da artmıştır. XVIII. Ve XIX.yüzyıllarda Kafkasya’dan, Doğu Karadeniz’den, Doğu Anadolu’dan ve Rumeli’den gelen göçmenler buraya yerleştirilmiş ve onlara ücretsiz toprak verilmiştir. 1869 yılına kadar Düzce nahiye olarak Göynük’e bağlıydı. 1870 yılında kaza oldu ve Kastamonu vilayetinin Bolu Sancağı’na bağlandı. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Fransız askerleri komşu kazalara kadar çıkartma yapmışlardır. Bu dönemde Bulgaristan göçmeni Nuri Bey, Düzce Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurmuştur.

Milli Mücadeleye karşı 13 Nisan 1920’de Düzce’de başlayarak kısa sürede Bolu, Gerede, Mudurnu, Beypazarı ve Nallıhan’a yayılan Düzce Ayaklanması İstanbul Hükümetince yaptırılmıştır. Ancak isyancılar Ankara yakınlarına kadar ilerlemişler, Kuvayi Milliye bütün güçleri ile isyana karşı koymuş, 26-27 Mayıs’ta bu isyan bastırılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Düzce Bolu’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiş, 1999 yılında da İl statüsüne getirilmiştir.

Düzce 1944 Düzce Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi ve 17 Ağustos Körfez Depremlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi ise şehri yerle bir etmiştir. Deprem yaralarının daha kolay ve hızlı sarılabilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu kararınca Düzce “Türkiye’nin 81. ili” olmuştur.

İlde günümüze gelebilen eserler arasında; Prousias ad Hypium kentinden tiyatro, surlar, mozaik döşemeler, su kanalları, mermer köprü, su kemerleri, Bizans dönemi kilisesinin yerine yapılan Konuralp Camisi (1323), Konuralp Hamamı bulunmaktadır.
Revenir en haut Aller en bas
Voir le profil de l'utilisateur http://www.ermenisorunu.gen.tr
YELIZ
Admin
avatar

Nombre de messages : 269
Date d'inscription : 07/03/2007

MessageSujet: Re: Duzce 81   Sam 14 Avr - 19:23

Düzce Kültür

Kültür Salı, 14 Mart 2006 Konuralp Beldesin antik Roma Kenti olan "Prusias Ad Hypium" üzerine kurulmuştur. Antik Kente ait eserlerin korunmasını sağlamak ve sergilemek amacı ile 1977 yılında inşaatına başlanan müze binası1992 yılında tamamlanmıştır. 1993 yılında eser teşhir-tanzimi yapılan Konuralp Müzesi 18.11.1994 tarihinde ziyarete açılmıştır. Konuralp Müzesinde 1825 adet arkeolojik, 456 adet etnoğrafik ve 3837 adet sikke olmak üzere toplam 6118 adet eser bulunmaktadır.

Söz konusu eserler müze bahçesi, arkeoloji, etnoğrafya, taş eserler salonları ile sikke bölümlerinde sergilenmektedir.

Müze bahçesinde tamamı Konuralp çevresinde ele geçen ve Roma dönemine ait mimari parçalar, mezar stelleri, lahit, sütün ve sütün başlıkları bulunmaktadır.
Arkeoloji salonundaki eserler Neolitik, Eski Tunç, Helenistik ve Roma dönemlerine ait olup, pişmiş toprak, bronz ve cam eserlerin değişik fonksiyon ve türdeki örnekleridir.
Aynı salonda Konuralp yakınlarındaki Çavuşlar Köyündeki mezar buluntuları sergilenmektedir.
Etnoğrafya salonunda yakın geçmişimize ait, 19-20.yy'a ait Osmanlı kültürü kıyafet, ev eşyası ve silahlardan oluşan eserler sergilenmektedir.
Taş eserler salonunda Prusias kentine ait olan ve Konuralp'te ele geçmiş mermerlerden yapılmış çeşitli heykel ve mimari parçalar bulunmaktadır.
Sikke bölümünde Grek Şehirleri, Roma İmparatorları ve Osmanlı Padişahlarına ait altın, gümüş ve bronz sikkeler kronolojik olarak sergilenmektedir.

ANTİK ŞEHİRLER

KONURALP
İlk çağlarda "Dusae Pros Olypum" diye anılan en önemli arkeolojik buluntular Konuralp (Üskübü) Bucağında ortaya çıkarılmıştır. Üskübü ve çevresinde Antik Dönemden kalma çok sayıda yapıt bulunmuştur. Bunlar arasında bronzdan ve pişmiş topraktan kandiller, sikkeler, yüzük taşları, heykelcikler, ünlü Milo Venüs'ünün benzeri bir heykelcik sayılabilir. Bu buluntuların en ilginçlerinden biri Tepecik yöresindeki mezarlıkta bulunan I. yy'dan kalma büyük bir mermer lahittir. Uzun yüzleri çelenk, öküz başları ve çeşitli hayvan kabartmaları ile bezenmiştir. Buluntuların en önemlisi kentin koruyucu tanrıçası Tyche'nin II. yy.'dan kalma 2,60 m boyundaki dev heykelidir. Bunların yanı sıra, III. yy'dan kalma mermer bir çocuk başı, Sophocles biçimi giyimli bir erkek heykeli sayılabilir. Bu yapıtların bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde, bir bölümü de Üskübü Müzesi'nde sergilenmektedir.
Prusias Ad Hypium: Roma Döneminin ünlü yerleşme yerlerinden biri olan bu antik kentin adı "Kieros"du. Kentin özellikle II. yy'da geliştiği ve surlarının dışına yayıldığı surlardan ve kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Tiyatro: Purisias ad Hypium'un günümüze uzanan en önemli yapıtıdır. Tiyatro bir tepenin yamacına kurulmuştur. Özelliği yarım daire planının iki ucu kesik oluşudur. Sahne yıkılmış olmakla birlikte basamaklar ve kapısı günümüze ulaşmıştır. Yörenin ak kalkerli taşından yapılmıştır. Oturma yerleri aslan pençeleri ile süslüdür. Sahne dikdörtgen biçimindedir. Kemerli geçitlerden yanlızca biri, ayrıca üç büyük mermerli kapıdan bir tanesi sağlam durumdadır. Ön cephede korniş altındaki Yunanca yazıtın ancak bir parçası korunabilmiştir. Yapım tekniğinden ve kemerlerin biçiminden I. yy'da yapıldığı sanılmaktadır.
Köprü: Kentin Batısında, Efteni Gölü'ne dökülen küçük bir çay üstündedir. Üç kemerli köprünün güneyi sağlamcadır. Ak, büyük mermer bloklarla, harç kullanılmadan yapılmıştır. 10 metre boyundaki köprü tiyatro ile aynı döneme aittir.
Mozaikler: Konuralp'in güneyindeki tarlalarda Roma Döneminden kalma iki önemli mozaik döşeme bulunmuştur. Bunlardan birinde Yunan mitoloji kahramanı Akilleus ve annesi Thetis'le (deniz tanrıcası) ilgili bir sahne, diğerinde ise Yunan mitolojisinin destansı ozanı Orpheus ve mevsimler temsil edilmektedir. Banaş köyünde buna benzer mozaik döşemelere rastlanmıştır. Burada kare biçimli bir alan, birbirine geçmeli yuvarlaklarla bölünmüş, her yuvarlağın içine kuş resmi işlenmiştir. Bir başka döşemede ise yuvarlak bir alanın ortasına madalyon içinde meyve dollu dallar ve kuşlarla bezenmiş bir sepet çizilmiştir.
Surlar: Roma Döneminde yapılan kale günümüze ulaşmamıştır. İmparator Gallienus'un III. yy'da bastırdığı sikkelerde Prusias ad Hypium'un iki kuleli kent kapısı gösterilmiştir. Bizans dönemi surlarının 200 metrelik bölümü günümüzde de ayaktadır. Bu surlar antik köprüden hamam Sokağına dek izlenebilir. Güneyinde üstünde bir at kabartması bulunan "Atlı Kapı" vardır. Bu duvarlar güneydoğuya doğru uzanarak, kale biçiminde bir kule ile son bulur. Kale duvarlarında daha önceki dönemin kalıntıları kullanılmıştır.
Tyche Heykeli: 1931 yılında Konuralp'te bulunan eser, İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenmektedir. Bereket Tanrıçası Tyche'yi tasvir eden 2.60 metre boyundaki heykel M.S. 2. yy'a ait muhteşem bir Roma eseridir. Ayakta tasvir edilmiş olan Tyche, sol elinde çeşitli meyveler bulunan bir bereket boynuzu ve elinde üzüm salkımı olan bir çocuk tutmaktadır.
Antoninus Pius Büstü: 1991 yılında Konuralp Beldesinin güneyindeki bir tarlada bulunmuştur. Roma İmparatoru Antoninus Pius'un (M.S. 13-161) mermer bir büstüdür. Konuralp Müzesi Taş Eserler Salonunda sergilenmektedir.
Lahit: Konuralp Beldesinin batısındaki Tepecik Nekropolünde 1937 yılında bulunmştur. Eser Konuralp Müzesi bahçesinde sergilenmektedir. Mermerden yapılan bu eser 1.20 metre yükseklik, 1.22 m. genişlik ve 2.47 m. uzunluğa sahiptir. Lahit'in tüm yüzeylerinde kabartma boğa başlarıyla birbirine bağlanan girlandlar içinde rozet ve insan başları işlenmiştir. Ön yüzde, içinde kitabesi olmayan bir tabula ansata ile altta aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunmaktadır. Lahit M.Ö. 1. yüzyılla tarihlendirilmektedir.
Mezar Stelleri ve Heykel Kaideleri: Genellikle dikdörtgen prizma şeklinde altı ve üstü profilli olan bu eserler; üzerinde yer alan kitabeleri ile antik Konuralp hakkında önemli bilgiler vermektedir.
Üskübü Surları: Kentin yüksek kesiminde Arkapol'ü çevreleyen, Osmanlı döneminden kalma duvar kalıntıları vardır.
Konuralp Camisi: Bu cami bir Bizans Kilisesinin yerine yapılmıştır. Kilisenin mermer taban döşemeleri müzeye kaldırılmıştır. 1323'te camiye dönüştürülen yapı XIX. yy'da Dilaver Ağa tarafından onarıldığından ilk biçimini tümüyle yitirmiştir. Konuralp'in türbesi caminin yanındadır. Yeni bir yapı olup içinde üç mezar vardır.
Konuralp Hamamı: Kentin en eski Türk yapısıdır. Yazıtı yoktur, yapım tarihi ile ilgili bilgiler kesin değildir. Hamam tonozla örtülü altı küçük bölmeden oluşmaktadır. Güney duvarı büyük mermer antik bloklardan yapılmıştır.
Konuralp Su Yolları: Akropol Tepesi ile arkasındaki surlar arasında, onbir destek ayağı bulunmaktadır. Bunlar üzerinde ahşap bir su kanalı bulunduğu sanılmaktadır. Moloz taştan yapılmış ayaklar Osmanlı Döneminden kalmadır.

AKÇAKOCA
Akçakoca tarihinin başlangıcı belli değildir. Hakkında ilk yazılı vesikalar 1112 yıllarına aittir. Toprak ve mezarlardan çıkarılan paralar, süs eşyaları, heykeller ile kilise, kale ve bina artıkları mazisini aydınlatmakta ve günümüze dek uzanan bilgilerde rivayetlere dayanmaktadır.
Bolu ili ile Akçakoca toprakları; Kocaeli yarımadasından Bolu'ya kadar uzanan Bitinya-Bitonya denilen mıntıkada idi.
M.Ö. 1200 tarihlerinde bölgeye ilk önce gelenler Track ve Frik' lerdir. Tarihçi Pilne ve coğrafyacı Strabon bölgenin ilk sakinlerinin Track kollarından Bebrycs' ler olduklarını yazar.
M.Ö. 650 tarihinde Yunanistan' ın Beotya Tangar, Megaris bölgelerinden göç ederek Bitinya ve Karadeniz kıyılarına yerleşen Coucon-Kokones kabilesinin şimdiki Akçakoca merkezine yerleşerek Dia şehrini kurdukları Yunan ve Grekc tarihçileri yazmaktadırlar.
Bölge sırayla M.Ö. 1900-1400' de Hitit, Frikya, M.Ö. 670-547 Lidya krallıkları ile, M.Ö. 500' de Pers İmparatorluğu, M.Ö. 280' de Pontus Krallığı, M.Ö. 395-1453' de Bizans Krallığı, 1204' de Latin İmparatorluğu, 1071-1308 Selçuklu Devleti, 1323-1923 Osmanlı Devleti sınırları içinde kalmıştır.
Coulonlar kıyılarının beyaz kayalarla kaplı oluşu sebebiyle kurdukları şehrin adını, parlak anlamına gelen Dia koymuşlardır. Bizans himayesinde Poly (Şehir) eklenerek Diapolis olmuştur.
Osmanlı hakimiyetine geçince de kelimenin tam anlamı olan Akçaşar denilmiştir. Asırlar süren bu isim 1934 yılında Akçakoca olmuştur.
Selçuklular zamanında 1085 yıllarında Artuk Bey kuvvetlerinden Üçok'lu obalardan bazıları Koçar Bey tarafından Diapolis dağlarına yerleştirilmişlerdir.
Bizanslar tarafından Dobuca' dan Gaguz ve Geçen Türkleri sahildeki Rum köyleri korumak üzere 1167-1185 yılları arasında kıyılara yerleşmişlerdir.
Moğollar' dan kaçarak Bolu'nun Cortlan dağlarına sığınan Oğuz boylarından Bozok' lara ait obalar Hypium ant Prusias arazilerine yerleşmişler. (1243-1317 tarihleri arasında) 1788 Tatarlar, 1864 Çerkezler, 1877 Abzaha-Laz, Gürcü, 1916 yılında Sürmene Muhacirleri daha sonraları Doğu Karadeniz' den normal göçler olmuştur.
Ceneviz Kalesi: Akçakoca'nın 3 km Batısında koya egemen bir burunda yükselen küçük bir kaledir. Yöre halkının "Ceneviz Kalesi"diye adlandırdığı bu küçük savunma yeri, moloz, taş ve kiremit kırıkları ile yapılmıştır. Kalenin kara yönünde yüksek bir kulesi vardır. Avluda kare biçiminde bir sarnıcı bulunmaktadır. Bu kalenin XIV. Ve XV. yy'larda Karadeniz kıyılarında iskeleleri bulunan Cenevizlilerce yapılıp yapılmadığı kesinlikle bilinemiyor. Kaleyi Selçukluların yaptırdığı, sonradan Osmanlılarca onarıldığı sanılmaktadır.
Akçakoca Bey'in Türbesi: Baba Köyünde, Karadeniz'e egemen bir tepe üstündedir. Yöreye özgü mimari tekniğe uygun olarak, yontularak birbirine kenetlenen ağaç kütüklerinden yapılmıştır. Sonradan yıkılan mezarlığın çevresi parmaklıklarla çevrilmiştir.

FOLKLOR
Yaşam Biçimi:
Düzce, yüzölçümü ve nüfusu bakımından küçük bir il olmasına karşın, değişik yaşam biçimlerini barındırır. İlin doğu ve güneyindeki ilçeler kültürel açıdan birbirine benzer. Akçakoca Düzce'ye göre oldukça büyük kültürel ayrılıklar göstermektedir.
Akçakoca nüfusunun yarıdan çoğunu Doğu Karadeniz göçmenleri oluşturmaktadır. 1877'de başlayan göç, yakın zamanlara kadar sürmüştür. Bunlar gelenek, görenek, dil ve törelerini yerleştikleri yerlerde de korumuş ve sürdürmüşlerdir. Örneğin diğer ilçelerde pek az rastlanan "kan davası" Akçakoca yöresinde oldukça yaygındır. Göçmenler yerleştikleri çevreyi de kendi alışkanlıklarına göre biçimlendirmişlerdi. Hemşinköy, Vakfıkebir, Ordulu Dağı, Hemşinli Yeri gibi yer adları Doğu Karadeniz kültürünün Akçakoca yöresindeki en belirgin izleridir.
Göçmenlerin yöreye getirdikleri en köklü değişiklik ise ekonomik alanda gözlenmektedir. Geçmişte temel ekonomik etkinlik olan tahıl üretimi, göçmenlerin gelmesiyle birlikte yerini önce mısır, daha sonra fındık üretimine bırakmıştır. 1935'ten sonra giderek gelişen fındık üretimi, zamanla yörenin yaşam biçimini belirleyen tek öge durumuna gelmiştir. Tahıl, keten, kenevir ekim alanlarının fındık bahçelerine dönüşmesi, yörenin beslenme bakımından kendine yeterliğini ortadan kaldırdığı gibi, dokumacılığın da unutulmasına neden olmuştur. Sonuçta bazı köyler ekmeklerini bile kasabadaki fırınlardan almaya başlamışlardır. Bunun yanında fındıktan elde edilen gelirin diğer ürünlerden elde edilenden fazla olması ve fındık üretiminin çetin bir çalışmayı gerektirmemesi, yöre halkına oldukça yüksek bir yaşam düzeyi sağlamıştır.
Bu zenginlik köylerin ilçe ve il merkeziyle olan ilişkilerini yoğunlaştırmış, kent yaşamına olan ilgiyi arttırmıştır. Ayrıca; Akçakoca'da turizm çevre köylerinin halkını pansiyonculuğa yöneltmiştir. Yabancılarla bu bağlamda kurulan toplumsal yaşamda önemli değişikliklere neden olmuş, birçok alışkanlık ve davranış biçiminin yerini yenileri almıştır.
Son yıllardaki hızlı gelişme ve hızlı nüfus artışı, Düzce'nin önemini daha da arttırmıştır. Temel ekonomik etkinliğin endüstri bitkileri tarımına yönelmesi, köylerin dış pazarla ve Düzce ile olan ilişkilerini sıkılaştırmıştır. Buna bağlı olarak, geleneksel tarım toplumu yapısı gözle görülür bir çözülme sürecine girmiştir. Düzce'nin başka bir özelliği de nüfusun bir bölümünün Çerkez, Abaza ve Gürcülerden oluşmasıdır. Bu topluluklar, gelenekleri ve töreleri bakımından bağımsız birer bütün oluşturmaktadır. Sıkı aile bağları, topluluk içi evlenmeleriyle geleneksel yapılarını korumuşlardır.
Revenir en haut Aller en bas
Voir le profil de l'utilisateur http://www.ermenisorunu.gen.tr
YELIZ
Admin
avatar

Nombre de messages : 269
Date d'inscription : 07/03/2007

MessageSujet: Re: Duzce 81   Sam 14 Avr - 19:25

ATASÖZLERİ
-Davulun sesi uzaktan hoş gelir
-Su akarken küpünü doldurur
-Tırnağın varsa kaşın, yoksa düşün
-Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur
-Kedi gidince fare bey olur
-Yenice elek duvarda gerek
-Kötü komşu insanı mal sahibi yapar
-İşini kış tut, yaz tutarsa bahtına
-Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir
-Nışadırsız kalay tutmaz

EFTENİ GÖLÜ SÖYLENCESİ
Düzce ve çevresinde irili ufaklı çok sayıda göl bulunmaktadır. Bunlardan Efteni Gölü'nün oluşumu, bir söylenceye konu olmuştur. Efteni Gölü'ne Melen Gölü'de denir. Söylenceye göre; gölün bulunduğu yerde önceleri bir köy varmış, Hızır Aleyhisselamın yolu bu köye düşer. Evlerden birisinin kapısını çalar, bir parça ekmek ister. Kapıyı açan kadın "yok" diyerek ekmeği vermez. Çaldığı öbür kapılardan da aynı yanıtı alır.
Hızır, köyden ayrılırken "allah bu köyü suya garketsin" diye ilenir. Zamanla köy sular altında kalır, Efteni Gölü oluşur.

HALK MÜZİĞİ
Düzce ve Akçakoca'da Doğu Karadeniz'den göç edip buraya yerleşen halk arasında kemençe, tulum, gibi sazlara da rastlanmaktadır. Kına gecelerinde; yörede nara denilen darbuka çalınır, kına manileri söylenir. Bunların dışında yörede Karadeniz kemençesi, davul, tef, nara, (dümbelek) kaşık, zil akordeon ve mızıka'da çalınmaktadır.

GELENEKSEL OYUNLAR
İlde Azeri, Çerkez oyunları ile Akçakoca yöresinde horonlar göze çarpmaktadır. Akçakoca'da görülen horonların büyük bir bölümü Rize, Hemşin, Hopa yörelerinde oynananlardır. Bunların bazılanda Gürcü özelliği de görülür. Azeri oyunlarında başta Şeyh Şamil olmak üzere genellikle Kars yöresinde oynanan oyunlara rastlanmaktadır.Oyunlara türüne göre; bağlama, kaval, davul, kemençe, tulum, mızıka ve zurna eşlik eder.
Yöremiz halkı yaşayış bakımından nasıl bir mozaiği andırıyorsa halk oyunları yönünden de böyledir.
Yörenin kendine has bir oyunu yoktur. Düğünlerde çıngırdaklı def, mızıka, akordeon, kemençe ve bağlama eşliğinde yöresel türküler söylenir. Çiftetelli, üçayak, rinna, abhaz oyunları oynanır. Düğünlerde çeşitli şenliklere de yer verilir. At yarışları, yağlı güreşler, çengi ve köçekler gelen davetlileri karşılarlar. Düğün gecelerinde muhabbet tertiplenir, gençler geç saatlere kadar muhabbete devam ederler. Çerkez ve abaza muhabbetlerinde 'capşu' denilen meşhur oyunları oynanır. Ayakta duran genç kimin eline vurmuşsa ayakta o kalır, diğerleri oturur. Oyun böylece devam eder. Muhabbet esnasında en büyük kimse onun izni alınmadan odadan çıkılmaz.

YEMEK ÇEŞİTLERİMİZ

Yörenin kendine has yemekleri mevcuttur. Arnavutların Arnavut böreği, Tatarların şıl böreği, göbete ve mantısı, Muhacırların katlama, sarı burma ve su böreği, Boşnakların Boşnak tatlısı, yerli Türklerin gözleme ve höşmelisi, tavuklu keşkeği, Gürcülerin lepsi, Çerkez ve Abazaların mamursa, Çerkez tavuğu ve halujları meşhurdur.

KIYAFETLER
Düzce köylerinde kıyafet farklılıkları görülmektedir. Bir köyde Karadeniz'de olduğu gibi peştamal, yün kuşak, çorap ve lastiği olan köylümüz; diğer bir köyde şalvarı ve feracesiyle değişik giysi sunmaktadır. İşlemeli cepkenler, pembe şalvarlar, iğne oyalı yemeniler, tel kırmalı örtüler, dokuma önlükler, heybeler maddi kültür unsurlarımızdandır.

EL SANATLARI
Düzce'de oymacılık, demircilik, halı ve kilim dokumacılığı el sanatlarımızı oluşturmaktadır.

TÜRKÜLERİMİZ
Geline kına yakılırken söylenir.
Ayağına giymiş nurdan lalini
Kimse bilmez bunun halini
Gelin gelin Asiye gelin
Gelin dostlar bize varalım
Hadi halimizce gelin alalım
Gökte yıldız beşyüzelli
Eli ayağı kınalı, başı telli
Gelin olduğu şimdi belli
Gel anam gel ben garip oldum
Ellerin içinde mahçup oldum
Anneler döver hurma ile
Eller döver yarma ile
Gel anam gel ben garip oldum
Ellerin içinde mahçup oldum
Kına mı yaktın eline emine
Gelin mi gideceksin elin evine
Evimiz ıssız kaldı koca bakırlar susuz kaldı

Ayağında çoraplar A boydarlık boydarlık
Kapkara zeytin gibi Yel vurur sallanırsın
Beni bırakıp gittin Koma beni kalbura
Anasız yetim gibi Gece rüyalanırsın

Buğdayı biçeceğim Dik aşağu oturiyir
Var elimle çiçeğum Doruğun budakları
Geçmedi benden yarim Bal olmuşta akayir
Ben nasıl geçeceğum Yarimin dudakları
Revenir en haut Aller en bas
Voir le profil de l'utilisateur http://www.ermenisorunu.gen.tr
YELIZ
Admin
avatar

Nombre de messages : 269
Date d'inscription : 07/03/2007

MessageSujet: Re: Duzce 81   Sam 14 Avr - 19:26

Düzce türbeler

YUKARI KARAKÖY YESIL TÜRBE
Rivayetlere göre (H.862. M. 1484) senelerinde dogdugu ve Horasan'dan geldigi sanilmaktadir. Soy itibariyle Zeynel Abidin Ogullarindan Bakir / Bakir'in oglu, Yahya / Yahyanin soyundan geldigi söylenmektedir.
Anadolu'ya gelerek Ankara'da Haci Bayram Dergah'inda ve Istanbul Fatih Külliseyinde Ilim tahsilinde bulunan Aliyyül Müslihiddin Hazretleri, Kastomonu'da meftun bulunan Seyh Saban-i Veli Hazretleriyle tanisip arkadas olmustur. (H.904. M. 1526) senesinde Istanbul-Ankara yolculugunda Bolu'nun Elmalik Köyü'nden geçerken büyük islam mutasavvifi Halveti Tarikati pirlerinden Seyh Tokat-i hazretlerinin dergahina ugrayarak 12 sene kalip Tokat-i Hazretlerine hizmette bulunduklari rivayetler arasinda yer almaktadir.

Sonra Seyh Aliyyül Müslihiddin Hazretleri, irsad nasihadde bulunmak üzere Çilimli Ilçesi Yukari karaköy'üne gönderilir. Buranin o günkü adi "Kokabelli" imis. Bu mubarek zat uzun bir süre burada insanlari Kur'an-a ve islama davet etmistir. Burada Vefat etmistir. Vefat ettigi yere türbesi yapilarak defnedilmistir.

YABALI DEDE TÜRBESI
Rus ordusuyla yapilan bir savasta Türk Ordusunun çok sikistigi bir anda köyünde harman yapan Yabali Dede'ye manevi bir emir gelmis ve oradakilere "Ben biraz dinlenmek istiyorum" diyerek oradan uzaklasmis.


Rus ordusuna karsi yabasi ile savasmis, bu sirada yabasinin parmagi kirilmis. Ayni köyden bir asker de orada savastaymis. Yabali Dede'yi Düsmani pisman ederken görüyor bu asker, yabanin kirilan parmagini oradan alip çantasina koyup köyüne getiriyor.


Köye döndügünde yabali Dede'den, yabasini getirmesini ister. Yabanin bir parmaginin kirik ve kirik olan parmaginin ayni yerden koptugu anlasilir. Mezari Yukari karaköy'de merkez camiisinin bahçesinde bulunmaktadir.


HASAN DEDE TÜRBESI
Hasan Dede, Haci Kadir'in manda çabanligini yapmistir. Haci Kadir'in Hacca gittigi bir zamanda hanimi Hasan'a "Agan bu yemegi çok severdi" demis. Hasan yemegi beze sarar ve mandalarinida alarak kira gider.

Haci Kadir' Hac'da namaz kilarken Bu yemegi önüne koyu verir. Haci Kadir Tabaginin ve Bezinin Kendilerinin oldugunu anliyor.

Haci Kadir Hac'dan döndükten sonra hanimina yemek tabagini ve bezini gösterir. Hanimina "Bu yemek önüme koyuldugunda buharlari tütüyordu, bunu bana kim getirdi" demis. Hanimida yemegi Hasan'a yaptigini söylemis.

Türbesi Çilimli Yukari Karaköy'de bulunmakdair.

Cumayeri ve Ahmet Dede Türbesi
Düzce'nin Cumayeri ilçesinin 3 km. güneydogusunda, Arabaci Köyü yolu üzerindedir.
Asirlik çinar agaçlari arasinda, piril piril akan bir derenin kiyisinda bulunan bu güzel mesire yerinde, Ahmet Dede Türbesi ile ahsap tarihi bir camii ve tas bir hamam kalintisi bulunmaktadir.

Burada bulunan derenin kiyisi boyunca, findik tarlalarini görebilir ve doga ile iç içe olma firsatini yakalayabilirsiniz.
Revenir en haut Aller en bas
Voir le profil de l'utilisateur http://www.ermenisorunu.gen.tr
YELIZ
Admin
avatar

Nombre de messages : 269
Date d'inscription : 07/03/2007

MessageSujet: Re: Duzce 81   Sam 14 Avr - 19:28

Tatil Yerleri

Düzce’nin kuzeyinde ve Karadeniz kıyısında yer alan şirin ilçesi Akçakoca, bir tatil ve turizm cennetidir. Karadeniz sahilinde doğal yapısı ile dikkat çekin bu ilçe yaz ayları boyunca özellikle çevre ilçelerde yaşayanların ve bir çok turistin uğrak yeridir. Pırıl pırıl denizi ve yalnızca Akçakoca’ya özel ince, kara kumu gerçekten övgüye değerdir. Bu sahil şehrinde çok sayıda kaliteli otel, pansiyon, kamping ve restorantlar turizme hizmet vermektedir.
Akçakoca: Ceneviz Kalesi ve Plajı
Akçakoca’nın 2.5 km. batısında, fındık bahçeleri ve ormanın eteğindeki tarihi kalenin doğu ve batısında eşsiz bir kumsalı olan iki koy arasında yer almaktadır. Kalenin surları moloz taşlarla ve kiremit kullanılarak yapılmıştır. Kalenin yarım yuvarlak çıkıntıları ve kara tarafında yüksek bir kulesi vardır. Kale Cenevizliler tarafından inşa edilmiş olup, Cenevizliler, Bizans ve Osmanlılar tarafından kullanılmıştır. Kale avlusu içinde 5,30 metre ölçülerinde bir de sarnıç vardır.

Kale içinde Akçakoca Belediyesi’nce işletilen bir piknik alanı ve plaj mevcuttur. Akçakoca ve çevresinin önde gelen dinlenme ve eğlenme yeri olan Kale, yaz aylarında insanlarla dolup taşmaktadır.
Melenağzı Köyü ve Plajı
Akçakoca’nın 13 km batısında bulunan bu Melenağzı Köyü’nde balıkçılık hayli önemlidir .Köy içinden geçerek Karadeniz’e dökülen Melen Çayı, balıkçı teknelerinin barındığı doğal bir liman görünümündedir. Irmak boyunca teknelerle gezi imkanı vardır. Sahil boyunca geniş plajlar, kır kahveleri, gazinolar ve kamping alanları bulunmaktadır.
Karaburun Köyü ve Plajı
Akçakoca ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Yeşil ile mavinin içiçe geçtiği Karaburun Plajı, doğal kumsalı, şirin ev ve pansiyonları, kır kahveleri, lokanta ve gazinolarıyla yaz aylarının en önde gelen dinlenme ve eğlenme yerlerindendir.
Revenir en haut Aller en bas
Voir le profil de l'utilisateur http://www.ermenisorunu.gen.tr
Contenu sponsorisé




MessageSujet: Re: Duzce 81   

Revenir en haut Aller en bas
 
Duzce 81
Revenir en haut 
Page 1 sur 1

Permission de ce forum:Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
TÜRKIYE :: Art et Culture / sanat ve Kültür :: TÜRKIYE CUMHURIYETI ☾☆-
Sauter vers: